Kelimelerin İçinde Kaybolmak
Mikro öyküler edebiyatta son dönemde oldukça popüler oldu. Mikro öykü, çok az sözcükle bir hikâye anlatan edebiyat türüdür. Genellikle birkaç cümle, hatta bazen yalnızca 6–20 kelime uzunluğundadır. Kısalığına rağmen okurda güçlü bir duygu, merak veya şaşkınlık bırakmayı amaçlar.
En bilinen mikro öykü örneği, belki de yanlışlıkla Ernest Hemingway 'e atfedilen şu altı kelimelik cümledir:
"For sale: baby shoes, never worn."
Türkçede şöyle ifade edilebilir:
"Satılık: Bebek ayakkabıları. Hiç giyilmedi."
Çoğu mikro öyküde olduğu gibi burada da çok az kelimeyle çok güçlü bir hikâye ima edilir. Ayakkabıların satılması, acı bir kaybın adeta sessiz bir çığlığı gibidir.
Yine teyide muhtaç olmakla birlikte Albert Einstein'a atfedilen bir söz vardır:
"Bir işe, sadece bir işe odaklanırsanız zamanı durdurabilirsiniz."
Einstein'ın böyle bir sözü gerçekten söyleyip söylemediği kesin değildir. Ancak onun tek bir problem üzerinde saatlerce, hatta günlerce düşündüğü; düşünce deneyleriyle çalıştığı bilinmektedir.
Psikolojide buna yakın bir durum "akış" olarak adlandırılır. Bir kişi tamamen yaptığı işe daldığında zamanın nasıl geçtiğini fark etmeyebilir. Bu, zamanın gerçekten durması değil, zaman algısının değişmesidir.
Ben de öykü yazmayı seviyorum ve bu satırları yazarken zamanın akışına dair benzer hisler deneyimliyorum. Öykü yazmak birçok kişi için bir dünya kurma, keşfetme ve başka bir zihne girme duygusu verir.
Sizlerin de başına böyle şeyler geldi mi hiç? Gelmediyse henüz, elinize kalem kâğıt alıp hemen deneyebilirsiniz. Mümkünse kendi yüzme maceranız üzerine bir şeyler yazabilirsiniz. Biz de keyifle okuruz.
Şimdi gelelim benim kısa öyküme.
En son Kaş'ta 5 km'lik bir yarış yüzdüm. Bu, henüz iki yıllık olan yüzme yolculuğumun son etabıydı. Bu süre zarfında her yüzüşümde mesafeleri birer birer artırıp sonunda bu seviyeye gelmekten büyük mutluluk duyuyordum.
Ancak yine de sabah yüzmeye başlarken içim içimi yiyordu. Bacaklarım titriyor, yerimde duramıyordum. Hatta heyecandan, yarıştan hemen önce almak üzere üstümde sakladığım jelleri ne bir daha hatırlayacak, ne de çok sonra aradığımda bulabilecektim.
5 kilometrelik mesafe, yani yaklaşık 2,5 saat nasıl geçecekti, nasıl yüzülecekti; inanın bilmiyordum.
Ama akış hâline geçtikten sonra gerisi kolaydı. Her şeyin mümkün olduğunu biliyordum. 💪
O sabah kendime basit bir zihin oyunu yaptım: O gün akşama kadar yüzecektim ve sadece kulaç atacaktım. Dubaları saymayacak, mesafeyi önemsemeyecek, yalnızca yüzecektim. Dünyayı unutacak, nefesime odaklanacak ve akşam güneş batıncaya kadar anın keyfini çıkaracaktım.
Nitekim öyle de oldu. Taktik işe yaradı ve yarış öğle vakti 🙃 çabucak bitiverdi. Zaman o kadar hızlı geçti ki finişe yaklaştığımı bile çok geç fark ettim.
Üstelik o kadar akışta ve zindeydim ki kalan metreleri uçarak geçmek istedim. Son enerjimle atağa geçtim. Antrenmanlarda öğrendiğim gibi güçlü ayak vuruşlarıyla süratimi artırdım.
Birkaç dakika böyle yüzmüştüm ki hakemler düdük çalarak beni engellediler. El kol hareketleriyle önüme geçtiler. Meğer oraya değil, başka yöne yüzmem gerekiyormuş. Beni yolumdan çevirdiler.
Bu zinde akış hâli az kalsın beni diskalifiye ediyordu. 🙂
Şimdi önümde Fethiye Kelebekler Vadisi 6 km ve Meis–Kaş 7 km etapları var.
Haydi hayırlısı diyorum.
Biri benimle yüzsün. 🙂




Zeki Abi enfes bir ifade❤️Bu akış halini ben sıklıkla yaşıyorum, bir hiperfokus anı. Zaman yazarken kayboluyor. Sizlerle aynı şeyleri yaşadığımı paylaşma hissi bana çok iyi geldi. İyi ki yazmışsın 🙂🫶
Çanakkale’de iyi buddylik yaptık… sıra Fethiye/Kelebek vadisinde 🤞🏻💪🏻
👏👏Tebrikler Zekiciğim 👏👏🧿
Hedef yarışlarında🏊♂️başarılar dilerim👍