top of page

Çanakkale Boğazı Yüzme Yarışı Hikayesi

13 Eyl
4 dakikada okunur

1986 – Kartal


Kartal’da deniz hâlâ doldurulmamış, sahil yolu henüz yapılmamış. Abim üniversiteden yaz tatili için eve geldiğinde, her gün Kartal Belediye Plajı’na abilerimle yüzmeye gitmeyi  sabırsızlıkla bekliyorum.


Arkadaşlarıyla geçen sene sandal kiralayıp adaya yüzme denemesini konuşuyorlar. Kimilerinin bunu başardığını, kimilerinin ise kramplar yüzünden sandala çıktığını söylediklerinde, çocuk aklımda o insanları birer süper kahraman olarak canlandırıyorum.


2000 – Ege Üniversitesi


Ege Üniversitesi Olimpik Yüzme Havuzu’nda, daha önce yüzme dersi almış bir arkadaşımdan yüzme tekniğini; üç kol bir nefesi, depar tahtasından balıklama atlamayı ve su altında süzülmeyi öğreniyorum.


İlk defa 200 metre kesintisiz yüzdüğümde, nefes nefese kendimle gurur duyarken aklıma çocukluğumdaki bu konuşma geliyor. “Kesin genetik avantajları vardır,” diyerek bu kadar uzun mesafeler yüzülemez düşüncesiyle konuyu zihnimde kapatıyorum


2024 Çanakkale


Üniversiteden birlikte yamaç paraşütü yaptığım arkadaşlarımın birbirlerinden habersiz yüzmeye başladığını ve Çanakkale yüzme yarışmasına katılacaklarını öğrenip, onlarla özlem gidermek ve biraz da tatil yapmak için onlara katılıyorum.


Biri 6, diğeri de 8 yıldır yüzdüğünü söylüyor. Bu kadar uzun süredir antrenman yapıyorlarsa elbette Boğaz’ı geçebilecek kadar kondisyon kazanmışlardır diye düşünüyorum.


Bana benim de yapabileceğimi söylüyorlar. Sigaradan bir nefes çekip “İmkânsız,” diyorum. Zihnim, bu kadar uzun mesafeleri sadece kahramanların ve genetik olarak avantajlı insanların yüzebileceğini söylüyor.


Yarışın sonlarına doğru daha yavaş yüzen insanları gözlemlerken biri çıkıyor sudan. Yaşı belki 70’in üzerinde. İnsanlar koluna girip sudan çıkmasına ve yürümesine yardım ediyorlar.

Zihnimdeki bütün kabuller yıkılıyor. Uzun yüzmenin sanırım kahraman olmakla ya da kondisyonla bu kadar da ilgisi olmayabilir!


12 Eylül doğum günüm ve kendime bir doğum günü hediyesi olarak sigarayı bırakmayı ve yüzmeye başlamayı hediye ediyorum.


Çalıştığım şirketin 16 metrelik havuzunda Zone 5, 180 nabızla yüzmeye başlıyorum. Daha doğrusu, suda debelenerek karşıya geçiyorum. Her seferinde durup birkaç saniye nefeslenip tekrar devam ediyorum.


Daha önce iş yerinde hiç tanışmadığım Yüzme İdman Yurdu sporcusu Mahir, naif ve yardımsever bir şekilde hatalarımı düzeltmeye çalışıyor. Planlarımdan bahsettiğimde, bana antrenman yapmam ve öğrenmem için Yüzme İdman Yurdu’nu öneriyor.


Soner Hoca’yla neredeyse 6 ay birebir antrenman yaptıktan sonra, “Artık takım antrenmanlarına hazırsın,” diyerek beni takım antrenmanlarına yönlendiriyor.


2025 Çanakkale 


Neredeyse tam 1 yıl sonra Çanakkale’deyim. Karşı kıyıya baktıkça karnıma ağrılar giriyor. Çok uzak diye düşünüyorum. Zihnim yine “Yapılamaz,” diyor.


Ama Taha Hoca’nın “Biz size yüzebilirsiniz diyorsak, yüzebilirsiniz kendinize güvenin. Bundan emin olmasak burada olmazsınız,” yaklaşımı içimi rahatlatıyor.


Güvenlik konusuna takıntılı ve kaygılı; ama uçaktan atlamış, dağlara tırmanmış, yamaç paraşütü eğitmenliği yapmış biri olarak, Yüzme İdman Yurdu’nun güvenlik öncelikli yaklaşımı içimi rahatlatıyor ve diğer sporlardaki gibi eğitmenlerimin dediklerine kayıtsız şartsız teslim oluyorum.


Hasan Doğan Havuzu’nda, olimpik havuzda defalarca bir saat hiç durmadan yüzerek, sanki açık denizdeymişim gibi mental olarak kendimi hazırlamaya çalışmıştım.


Ama şimdi durup karşı kıyıya baktığımda bunun çok işe yaramadığının farkındayım.

Tüm gece konforlu bir uyku uyuyamıyorum heyecandan ve sabah sonunda karşı kıyıda yüzmeye başlıyoruz.


Suya giriyoruz. Bu sahneyi biliyorum! Er Ryan’ı Kurtarmak filminin açılış sahnesi bu! Çıkarma yapan askerler gibi suya giriyoruz.


Tamamen bir kaosun içindeyim. Üzerimden geçenler, yanımdan geçen, çarpan insanlar... Biraz yüzdükten sonra arkadaşlarım beni yakalıyor ve “Bizimle yüzeceksin, seni bırakmayacağız,” diyorlar.


Akıntı yok, bizimle hızlı yüzücü rotasında yüzebilirsin diyorlar. Kabul etmiyorum ve ilk Boğaz yarışında zorla denizde kaçırılıyorum. Biri sağıma, biri soluma geçip beni istedikleri rotadan zorla yüzdürüyorlar.


Aklımda sürekli “Sürüklenirsem ne yapacağım?” diye düşünüyorum. Kontrol teknelerine bakıyorum ve acaba yardım isteyip tekneye çıksam mı diye aklımdan geçirirken, gerçekten yüzmeye ve yarışa bu noktada başlıyorum.


Kondisyonuma güveniyorum. Yarışma bitince yaşayacağım sevinci hayal etmeye başlıyorum.

Akşam Akol Otel’in terasında geçen seneki gibi keyifle yiyip içerken arkadaşlarım ve ailemle günü konuştuğumuzu hayal ediyorum.


Kendi tempomda, enerjimi tüketmeden, sadece bitirmeye odaklanarak bir saat kırk bir dakikada bitiriyorum.


Çıkışta arkadaşlarımla birbirimize sarılıyoruz. Suda ne kadar onlara kızmış olsam da beni ilk Boğaz geçişinde yalnız bırakmamalarından mutluluk duyuyorum.


Kendimle gurur duyuyorum ama bu Boğaz’ı yüzdüğüm için değil.


Tüm sene neredeyse hiç antrenman kaçırmadan disiplinli bir şekilde devam ettiğim için, tüm kaygılarıma karşın o suya girip yüzmeye başladığım için, zihnimi sakinleştirmeyi başarıp tamamlayabildiğim için kendimle gurur duyuyorum.


Tamamlayamasam da tekneye çıksaydım bile bir sene içinde bunu denediğim için kendimle gurur duyardım.


Belki de şimdi dört yaşındaki oğlum, tıpkı benim abilerimin sohbetine kulak misafiri olduğumdaki gibi, arkadaşlarımla bir sohbette konuştuğumuzda babasını ve arkadaşlarını bir süper kahraman olarak hayal edecek ve ona ileriki yaşlarında da bir şeyleri yapmak adına motivasyon kaynağı olacağım.


İşte en büyük kendimle gurur duyacağım şey de kesinlikle bu olacak.


2026 Çanakkale


Yine buradayım.

Kitleri aldıktan sonra tekrar deniz kenarından karşı kıyıya bakıyorum. Yine heyecanlıyım ama geçen seneki kadar karnıma ağrılar girmiyor artık.


Meis-Kaş yarışının yarı parkurunu, Beykoz’da, Burgazada’da yüzmüş, az da olsa artık açık deniz tecrübesi olan bir yüzücü olarak ilk seferki kadar kaygılı bakmıyorum karşı kıyıya.

Üstelik geçen sene takım fotoğrafına bile girmemiş, kimseyi tanımayan biri olarak, faaliyetlerde tanıştığım bir sürü arkadaşla sohbet edip bu sefer sosyalleşmenin de keyfini çıkarıyorum.


Yarış gecesi yine heyecandan çok konforlu bir uyku uyuyamıyorum.


Sabah Uğur hariç diğer kulvar arkadaşlarım Onur, Sezgin ve Emel’le yüzmeye başlıyoruz.

Meis-Kaş’ta hepimiz birlikte başlamıştık ama yarışın başlarında Uğur ve Sezgin’i kaybetmiştik.


Bu sefer birbirimizi kaybetmeden, üstelik yolda tanımadığımız bir kişiyi de Uğur niyetine ekibe dahil ederek, bir saat yirmi dokuz dakikada bitiriyoruz.


Parkur artık daha tanıdık ama bu sefer akıntıdan bitişi kaçırıyoruz.


Artık önümüzdeki yarışlarda kerteriz alırken mutlaka ikinci bir noktayı da sürüklenmeyi fark etmek adına dikkate almam gerektiği zihnime yazarak, bu sefer kulvar arkadaşlarıyla yüzmüş olmanın tadını çıkararak yarışı tamamlıyoruz.


Üçüncü sene yine Akol Otel’in terasındaki restoranda gün batımını izliyoruz ve günü keyifle konuşuyoruz. Önümüzdeki sene bu keyifli anları yaşamak için şimdiden motive olmaya başladım bile…

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page