Smells Like Warm-up Spirit
Bir yüzme antrenörü olarak havuz kenarında durup gururlu şekilde “Kolları çeviriyoruz, haydi squat’ları göreyim ya da karada ısınmadan suya girmiyoruz” demek harika. Ancak kabul edelim: Günün ilk ışıkları henüz dünyayı aydınlatma konusunda kararsızlık yaşarken, midende hayali bir tostun kırıntılarıyla yapılan ya da akşam iş çıkışı tüm günün ağırlığı ile havuz kenarına gelip yapılan o ısınma süreci... Dünyanın en sıkıcı ritüeli olabiliyor zaman zaman.
Bir antrenör olarak ısınmanın gerekliliğini tartışmaya açacak değilim; omuz sakatlıklarını önler, vücut ısısını artırır, merkezi sinir sistemini hazırlar. Bunlar anatomik ve fizyolojik gerçekler. Ama gelin görün ki, sabahın köründe açlıktan ve uykusuzluktan gözleri 480p çözen bir yüzücüme ya da akşam işten zihni sünger gibi dolmuş gelen bir sporcuma "Şimdi kollarımızı omurga rotasyonuna dikkat ederek öne ve arkaya çeviriyoruz" dediğimde, ortam bir anda Frodo’nun Cirith Ungol merdivenlerini çıkarkenki şuursuz gerginliği ile doluyor.
Fakat o "sıkıcı" dediğimiz 10 dakikalık karadaki hazırlık, aslında ileri yaşlardaki vücudumuza verdiğimiz en büyük rüşvettir. Eklemlerimizin arasında sürtünmeyi önleyen sinovyal sıvı, soğukken oda sıcaklığındaki tereyağı gibidir; koyu ve dirençli. Karada yaptığımız dinamik hareketler, bu sıvının salgılanmasını tetikler ve viskozitesini (koyuluğunu) düşürür. Yani siz karada dairesel kol ve bacak hareketleri yaparken aslında eklem kıkırdaklarınıza "motor yağı" pompalıyorsunuz. Yağlanmamış bir motorla doğrudan 100 metre depar atmak ise, sanayiden randevu almanın en kısa yoludur. Büyük ihtimal, arabalarımıza bu kadar kötü davranmıyoruz!
Bazen tarihteki hayran olduğumuz kişiler ısınmak durumunda kalsaydı tepkileri nereler olurdu diye düşünmeden de duramıyorum. Eğer Spinoza bir akşam iş çıkışı yorgun argın havuz kenarına gelip bacaklarını ve belini esnetmek zorunda kalsaydı, muhtemelen evrenin düzenini değil, karada geçirdiği o 10 dakikalık işkenceyi sorgulardı.
Fakat bir de kenara çekilip uzun uzun bacaklarını veya kollarını gererek bekleyenlerimiz var. Biliyorum, o an statik hareket yapmak daha dinlendirici ve kolay geliyor. Ancak bilim burada bize ufak bir uyarı yapıyor: Suya girmeden önce yapılan 30 saniyeden uzun statik germeler, kas iğciklerinin uyarılabilirliğini azaltır. Bu durum kasın patlayıcı güç üretme kapasitesini ve sinir-kas iletişim hızını düşürür. Yani antrenman öncesi ihtiyacımız olan şey kası "uzatıp uyutmak" değil, dinamik hareketlerle Merkezi Sinir Sistemi’ni uyarıp kasları ateşlemeye hazırlamaktır. Statik germeyi antrenman sonrasına, duş öncesine saklayın.
Tüm bu bilgiler ver empatiler sonucunda bir antrenör olarak benim de iç dünyamda psikolojik bir savaş başlıyor. Bir taraftan sporcuma fizyolojik olarak yardım etmeye çalışan, disiplini ve bilimi temsil eden profesyonel bir figürüm; diğer taraftan onun o insani çaresizliğini derinden anlayan bir gözlemci. İçimden bir ses hep "Bırak Hasan, özgürce havuz kenarında otursun. Ruhuna bir 10 dakika boyunca kelepçe vurma" der. Karşımda bütün günün yorgunluğunu suda atmak isteyen, gözleri uzaktaki tek bir noktaya kilitlenmiş sporcuma hareket biliminin önemini anlatırken, ikimizin de bildiği o sessiz gerçeklik aramızda süzülür.
Neticede ısınma; antrenmana başlamanın en kritik, en hayati evresi ama ne yalan söyleyeyim, insan kendine şunu soruyor. Bu 10 dakika aniden dünyayı uzaylılar istila etse ve biz sadece bu 10 dakika bütün dünya insanları olarak bu sorun ile ilgilensek. Ama ne yapalım... merkezi sistem harekete geçecek, o omurga açılacak. Hazırsak; gözler kapalı, ruhlar geride kalmış vaziyette kolları öne çevirmeye başlıyoruz!


Bu kadar realite tokadı yemek canımı sıktığı için size bir puan vermek istedim hocam:) Isınmaları sevmiyorum ne yalan söyliyim ama eklem aralarıma kaliteli benzin basmak için yapmam gerekenler yapılacak:) Ruhlar geride zihinler allah bilir nerede ısınacağım teşekkürler🙂🍀
Eline sağlık hocam çok net ve aydınlatıcı olmuş, anlatım dilin de okuması ayrıca keyifli :)